Bugünümüzün siyasi iktidarı aleyhine ve lehine çok farklınoktalar devamlı olarak irdelenip,küçük fırtınalar koparkengerek hükümet ve iktidar partisi ilegerekse muhalefetvehatta; yasama ile yargı'da dahil edilerekbir çeşitaşırı gerilim siyaseti ; yahuttaaşırı sert iddialar veaşırı cevap dialoglarınınsürdürüldüğünü hep birlikte izlemekteyiz.
Devletkurumları arasında tek sesliliğin ve Devletin kendisi ile barış içinde olmasının, Devletolmanın gereğiolduğunun bilinmemesiimkansız olduğu halde, her kafadan bir ses çıkıp, her ağızdankonuşulan olur olmaz her şeye kulak verilip,Devlet kurumları arasında dialog yokluğunun ve karşılıklı atışmalarındevamınınDevlettebelli bir anarşi ortamına zemin hazırlıyabileceğiunutulmamalıdır.
Demokratik devletin varolmasını sağlıyan kuvvetler ayırımı prensibi ileüç ana erg olan yasama, yürütme ve yargı'dan oluşanüç ana erg dahilinde debirbirine karşıtiddialardanoluşan venedenini anlıyamadığımızbazı unsurların devamlıolarak dolaştığını varsaymak yanlış olmasa gerek..
Neden denilirse eğer ; yürütmenin en başındaki Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, gerek devletteki bürokratlardan ve gerekse yargı kararlarından devamlı şikayet halinde iken;bir de ülke medyasınakendisineyöneltilen suçlayıcı iftiraları destekledikleri varsayımıile isyan durumundaolmaya devam etmekte vehergün birşeyleraçıklayarakDevlet kurumu bürokratlarına, diğer vekillere yahutta bazı vatandaş kesimlerine"haşa bunlara, bunları yapmayın,yoksa bizden günah gider" diyerek çıkışıyor. vebir taraftandan kendisi hakkındaki iddialaraaşırı sert cevaplar vermeyedevam ediyor..
Diğer taraftan ise yasama'nın en üst mercii olan Türkiye BüyükMillet Meclisindeçoğunluktaki lider parti konumunda olan AK parti temsilcilerinin kendi içlerinde de olmak üzere diğer muhalefet temsilcileri ileyumruklu kavgalar saldırılar küfürler, gırla gidiyor.. Ve daha da acısı sokakta kavga eden vatandaşlarbirbirlerindendavalı yada davacı olmalarıgerektiği halde; cezalandırmayı yahutta herhangi bir ihtar yahutta kınamayı bırakın bu gözü dönmüş verillerimize nedendir bilinmez bir şekildeherkes geçmiş olsun ve aferin diyor!!!!
Yargının en üst noktalarındaki Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay ise nerede ise hükümete ilişkinpekçok yaptırımın önünü tıkadığı, iddialarda geçerken, bunlar daDevletin en üst kesimlerinde bazı sert rüzgarların varlığına işaret ediyor...
Türk Silahlı kuvvetletleri ise bırakın yurtdışına karşı olan caydırıcı gücünü ve tarihsel rolünü;30 yıldır PKK terörüile savaşan kesimolarakDevletimizin ve memleketimizinkorunmasını tümden üstlenip, bu kadar da şehit vermiş iken;nedense bazı mahrekler tarafından mensuplarının aşağılanmasına kadarvarabilecek pek çok sert iddialarınve hattabir anlamda ve bazeniftiraların dahi muhatabı haline geldikleri görünmektedir.
Durum öyle birhale gelmiştir ki; sanki Türk Ordusu aleyhine içten içe psikolojik bir savaşın varlığının işaret lerinin oluştuğunu bazı kesimlerceiddia edilmeye başlanmıştır.
Bütün bunlarla birlikte, nedense " evet işte budur!" diyebilenvehaklıya haksıza açıkça parmak basabilecek bir şekildegüçler ayrımıprensibi nedeni ile demokratik devletin ana temeli olanne yasama'dan,neyürütme'denve ne de yargıdan ve hatta;bunların da dışında Silahlı Kuvvetlerimizdenbugüne kadar kesin bir işaret gelmemiştir.
Geçen günlerde ise ilk başta Deniz Kuvvetleri Komutanından ve sonrasında ise Genelkurmay Başkanı Başbuğ paşa'dan " Sabrımızı taşırmasınlar yoksa açıklarız!" benzeri muhatabı belli olmayan sert bir ifadeninTürkiyemizi derinden sarstığına şahit olduk...
Şimdiye dek bu benzer ifadenin hiç bir üst Devlet adamından ve kuruluşundangelmediği düşünülürse,Devletimizin, milletimizin ve memleketimizin en güzidesi ve milli ordusundan da böyle bir ifadenin gelmemesi ve bugüne kadar bilinenler varsa belli yöntemler ve usulu dairesinde zaten açıklanması gerekirdi.
Açıklamamak değil; belli ölçüler dahilinde şeffaflıkve derin dertleri halkı ile paylaşabilmek Devlet adamlığının gereği olduğunu zannediyoruz.
Keşke böylesine bir ifade hiç telaffuz edilmemiş olsa idi, daha şık olmaz mı idi?