Kaç gündür internet iletilerinde televizyonlarda, radyolarda sürekli bir konudan söz edilmekte. Gün yaklaştıkça baktık ki vitrinlerde şenlenmeye başladı ve günden söz edilmesi hızlandı. Önceleri hanımların sürekli evlerde kutladıkları gün gibi algılamaya başladım, ama aslı öyle değilmiş.
Şimdi bir çok hanım da bana karşı çıkacaktır ve eleştirecektir. Onlara da hak veriyorum. Kendilerine göre haklıdırlar.
”Kadınlar günü!” Yanlış bildiğimiz bir şey var, ‘Kadınlar Günü', diye. Olayın aslına saptırmaya başladık. İşin doğrusu ‘Dünya Çalışan Kadınlar Günü’ olarak çıkmış olması ama öyle kutlanmaması.
‘8 Mart 1857 tarihinde ABD’nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda çoğu kadın 129 işçi can verdi. İşçilerin cenaze törenine 100 bini aşkın kişi katıldı.’ Kaynaklar bunu aktarıyor. Acı ama onurlu bir mücadelenin sonucu olan işe bakınız.
26-27 Ağustos 1910 yılında Kopenhağ kentinde Alman Sosyal Demokrat partisi liderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1957’de ölen kadınlar anasına, 8 Mart’ı “ Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olarak anılması önerisiyle gün kabul edilmiş oldu. O gün bugün değişik ülkelerde değişik platformlarda kutlanmaktadır. Hatta konu saptırılarak bu tarihi Birleşmiş Milletler Kurulu ‘Dünya Kadınlar Günü’ olarak kutlanmasını 16 Aralık 1977 yılında resmen kabul etti.
Nereden nereye gelinmiş. ‘Kadınlar Günü!’ kutlanılsın kutlanılsın, ama bu bir olay yıpratılarak, onun üzerinden gün sömürüsüne dönüşmeden kutlanılması gerekir. Çünkü onlarsız bir hayat düşünülemez. İnsanoğlu çift yaratılmıştır kadın ve erkek olarak. Fakat konu bazen öyle çarptırılıyor, ki bulunduğu yataktan değil de, zorla başka bir yatağa akıtılan akarsu şekline sokuluyor.
Bir şeyin doğrusu varken neden eğrisiyle yol almak gerekir ki. Bakınız yarın öbür gün gazetelere boy boy resimler. Kimin kimle nerede yemek yediği kimin kiminle, nasıl eğlendiği çıkacaktır. Televizyonlarsa bir başka alem. Tam bir sömürü ve tüketici günü haline getirilerek zincir bize haber olarak sunulacaktır. Bu da demektir, ki kadınlar üzerinden sömürü yapılmaktadır.
Adam gibi kutlanılan, kutlayacak olanlar yok mudur? Vardır elbette. Onlar isterlerse ‘Kadınlar Günü’ altında kutlamış olsunlar, isterlerse ‘Çalışa Kadınlar Günü’ anısı olarak kutlamış olsunlar saygı duymak gerekir.
İşi magazine dönüştürmeden kutlanan her gün anlamlı ve geçerli gündür benim için. Bilinçlenmek denilen bir olay var, bu işte bilinçlenerek olmak zorundadır. Kutluyoruz ile olmaz.
İş yerleri vitrinleriyle bunu sermayeye dönüştürmek için uğraşmaktalar. Onlar haklı bir yerde para kazanacaklar. Vitrinde bir ilan ‘Kadınlar Günü!’ dolayısıyla % 10 indirim. Bakanız sömürü neyin üzerinden yapılmakta. Telefonlar vız vız “Kadınlar Günü’”nüz kutu olsun. Bakar mısınız kazanca? Binlerce kişi o gün birbirini arayacak. “Akşam ise şu mekanında yemekli danslı eğlence” bir başka sömürü. Her şey bu kadar ucuz mu? İki göbek dansı ile ‘Kadınlar Günü!’ oldu bitti işte. Çoğu kişiye sorsanız bunun ne anlama geldiğinden bile haberi yoktur. Önemli olan orada bulunmaktır. Hoplayıp zıplamaktır. Bunu şehirdeki hanımlar için söylemek daha doğrudur. Kutlamak hoplayıp zıplamaktır. Köydekilerin çalışmaktan başka işleri akıllara bile gelmez. (Sakın kızmayınız o da sizlerin hakkıdır, ama bu şekilde değil.
‘Kadınlar Günü’nü kutlayanlar, acaba o gün bir köye gidip gerçekten tarlada çalışan bir inanın halini sormuşlar mıdır? Ya da bir fabrikada onların yerine bir saat çalışma yapıp elleri kirlenmiş midir? Yok. Ne var ‘Kadınlar Günü var kutlanılan.
Ne diyelim atasözleri bazen ‘taşı gediğine koyar. ‘Her koyun kendi bacağından asılır’.
Bu haber 88 defa okunmuştur.